Gaziantep’te koronavirüsü erken teşhis eden sistem geliştirildi

Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Mehmet Lütfi Yola, 4 aylık çalışmanın ardından virüse karşı savaş açan vücudun bağışıklık sistemini kontrolden çıkaran sitokin fırtınasını ölçen ve erken önlem alınmasını sağlayan ‘biyosensör metodu’ geliştirdiğini söyledi.

2019 yılında kalp krizi ve akciğer kanseri riskini anlık olarak tahmin edebilen, insan sağlığına ve çevreye zararsız biyosensörlerle bilime yapmış olduğu katkılar nedeniyle Sağlık Bilimleri alanında Cumhurbaşkanlığı himayelerinde verilen Türkiye Bilimler Akademisi Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı Ödülünü alan Prof. Dr. Mehmet Lütfi Yola, koronavirüse yönelik yeni alternatif çözüm bulmaya yönelik yeni teşhis yöntemi geliştirmek için çalışma yaptıklarını ifade ederek, şunları söyledi:

“Koronavirüs salgını ortaya çıktığı günden bu yana erken teşhisin önemini bir kez daha görmüş bulunuyoruz. Çalışma ekibimizle özellikle son 1,5 yıl içerisinde önemli hastalıkların erken teşhisine yönelik biyomedikal sistemlerin ya da biyosensör sistemlerin tasarlanması ve uygulanması üzerine önemli çalışmalar yapmaktayız. Yaklaşık 4 aydır koronavirüse karşı nasıl yeni alternatifler bulabiliriz ya da nasıl yeni bir teşhis yöntemi bulabiliriz soruları üzerinde yoğunlaşmaya başladık. Koronavirüs vakalarında sıklıkla görülen akut solunum sıkıntısı sendromu olarak bilinen ciddi bir sağlık sorunu ortaya çıkmaktadır.

Mers ve Sars vakalarında olduğu gibi koronavirüs vakalarında da aynı şekilde görülen sitokin salınım sendromu ile ilişkili solunum sıkıntısıyla aslında benzer özellikler taşımaktadır. Sitokin salınım sendromu ile ilişkili yeni tedavi stratejilerinin örneğin değişik semptomların tespitine yönelik immünosensörler ya da biyosensörler gibi yeni tedavi stratejilerinin koronavirüs ile yapılan klinik çalışmaları hızlı bir şekilde girdiği görülmektedir. Yaklaşık 4 aydır süren ve koronavirüs tespitine yönelik yol gösterici olarak yüksek hassasiyette bir immünosensör tasarımını gerçekleştirdik.”

‘Hem çevre dostu olması hem de ekonomik’
Prof. Dr. Mehmet Lütfi Yol, çevre dostu olarak tasarladıkları uygulamanın en kısa sürede hayata geçirileceğini de vurgulayarak, “Bu sistemin en önemli özelliği hem çevre dostu olması hem de ekonomik olması, aynı zamanda kullanılan klasik tekniklere nazaran daha hızlı cevap verme süresinin olması sayesinde erken teşhisi sağlamaktadır. Bu sayede literatür dünyasına kattığımız bizim en önemli çalışmalarda birisi olduğunu söyleyebiliriz. Şimdiye kadar yaptığımız çalışmalar ışığında yine aynı şekilde önemli hastalıkların teşhisine yönelik biyosensörlerin tasarımını devam ettiriyoruz. En kısa sürede koronavirüs vakalarının tespitine yönelik çalışmalarımızı, gerçek numune uygulama kısmına da başlayacağız” diye konuştu.

1 dilim kızarmış ekmek kaç kalori? Beyaz ekmeği kızartırsanız kalorisi düşüyor

Lif oranı düşük olan beyaz ekmek kan şekerini de çabuk yükseltir çabuk acıktırır, doyuruculuğu azdır. Bu sebeple çavdar, tam buğday yahut kepek ekmeği tercih edilmelidir. Kızarmış ekmek, normal ekmeğe göre yarı yarıya daha düşük kalorilidir. Kızarmış ekmeğin besin değerleri düştüğü için kalori değerleri de buna bağlı olarak düşmektedir. 1 Normal dilim kızarmış ekmek 37 kalori değerindedir.

Hangi ekmek kaç kalori?

Tam buğday ekmeğini ya da kepekli ekmeği tercih ederseniz 1 dilimi 65 kaloridir. 1 dilim beyaz ekmek 90 kalori olduğundan diyet yapacaklara genellikle kepekli ya da tam buğday ekmeği tüketmeleri önerilir. Ekmeği kızarttığınızda kalorisi 37’ye düştüğünden bunu da tercih edebilirsiniz. Kalorisi en yüksek ekmekler ise sandviç, mısır ve hamburger ekmeği. Ekmeklerin kalori oranları şöyle:

1 dilim beyaz ekmek 90 kalori
1 dilim çavdar ekmeği 75 kalori
1 dilim kızarmış ekmek 37 kalori
1 dilim tost ekmeği 75 kalori
1 adet beyaz sandviç ekmeği 136 kalori
1 adet hamburger ekmeği 165 kalori
1 dilim mısır ekmeği 105 kalori
1 dilim kepekli ekmek 65 kalori

Ekmek B1, B2, B3, B9, demir, tiamin, riboflavin, niasin, folik asit gibi değerli vitamin ve mineralleri içerir. Vücuda gereksinim duyduğu vitaminleri veren, enerji sağlayan, kan hücresi oluşumuna destek sağlayan ve sinir sisteminin korunmasını sağlayan bir yiyecek olan ekmek, kalp sağlığını koruyucu folat sayesinde de  önemini pekiştirir. İşlemden geçmiş ekmekler (beyaz ekmek gibi) bu çok değerli mineral ve vitaminlerin çoğundan yoksundur. Bu sebeple ekmeği evde yapmak, onu besin değeri açısında çok daha değerli kılar.

Kafe ve restoranlara dikkat! Necmi İlhan’dan hayati önem taşıyan uyarı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 76 ilde toplam 41 bin 488 İngiltere mutantı, 9 ilde toplam 61 Güney Afrika mutantı, bir ilde 2 California-NewYork mutantı ve bir adet de Brezilya mutantı tespit edildiğini açıkladı. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı, Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, koronavirüs mutasyonlarına ilişkin DHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. İlhan, mutasyonun baştan beri devam ettiğini söyledi. Prof. Dr. İlhan, “Önemli olan, mutant virüsün yayılımının fazla olduğunu bilmek açıkçası. Toplumun, koronavirüs bulaşının, vakaları arttığı bir durumda mutant virüse karşı önlemlerini almaları gerekiyor. Mutant virüsün bulaşma yolu mutant olmayan virüsten farklı değil. Mutant virüsten korunma yolu, mutant olmayan virüsten farklı değil” dedi.

‘Kısa zamanda az sayıda virüs yüküyle de bulaşıyor’
Prof. Dr. İlhan, mutant virüsün az bir virüs yüküyle de bulaştığına dikkat çekerek, “Mutant virüsün özelliği şu; çok az sayıda virüs ile beraber de bulaşabiliyor, virüs yükü düşük olan insanlardan bile bulaş söz konusu olabiliyor. Diyelim ki bir mekana gittiniz, lavaboyu kullanmak istediniz, maske takmadınız, kısa süre kalıp çıktınız. Sizden sonraki kişi de maske takmadı, kısa süre kalıp çıktı; bulaş ortaya çıkabiliyor. Kısa zaman diliminde, az sayıda virüs ile bulaş olabiliyor, bu yüzden de virüs yaygınlaşabiliyor. ‘Mutant virüs mü acaba vaka sayısında etkili’, elbette etkili olmasını beklemek mümkün. Ama sadece mutant virüse vaka sayısını bağlamak doğru olmaz. Sadece mutant virüse bağlı olsaydı, vaka sayısı bu denli olmazdı. Mutant virüs daha fazla yayılım gösteriyor; ama şu anki bilgimize göre ölümlere etkisi o kadar çok değil. Mutant virüs yayılım gösterirse, illerde vaka sayısı artacağı için renklerin koyuya doğru gitmesi ve olumsuz durum söz konusu olabilir” diye konuştu.

‘Aşılar mutant virüse karşı etkili’
Prof. Dr. İlhan, koronavirüs aşılarının mutant virüslere karşı etkili olup olmadığına ilişkin, “Şu an gerek Türkiye’deki uygulanan koronavirüs aşısı, gerekse dünyadaki aşıların mutant virüse karşı etkili olduğuna dair bilgi mevcut. Ama mutasyon çok farkı, değişik hale gelirse aşıyı da mutantlaştırmak gerekir. Ancak bu o kadar zor olmayacaktır. Aşının üretilmesindeki yaşanan zaman dilimindeki zorluk, buradaki oraya göre çok kısa olacaktır” ifadesini kullandı.

Pendik’te çocuklar hayallerini resimlerde yaşatarak gelecek için umut aşıladılar

Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bedenleri küçük fakat umutları büyük olan yatarak tedavi gören çocuklar “Hayallerimizi Çiziyoruz”, “Haydi Çocuklar Resim Yapmaya“ adlı proje ile hayallerini kâğıda döktü. Hastane 1 günlüğüne resim sergisine dönüştü. Hastanede yatarak tedavi gören çocukların hayallerini çizdikleri resimler hastanede ilgi odağı oldu. Covid-19 ile en ön saflarda mücadele eden sağlık çalışanları çocukların çizimlerine hayran kaldı.

Küçük çocukların hayalleri karşısında sağlık çalışanları zorlu covid-19 günlerinde moral buldu. Birbirinden farklı resimlerden oluşan projede Yatarak tedavi gören çocukların bu etkinlik ile hastane ortamının bir günlük bile olsa resim sergisine çevrilmesini sağladı. Çizdiği resimler ile dereceye giren çocuklar çeşitli hediyeler ile ödüllendirildiği bir etkinlik olarak hafızalara kazındı. Hayallerin resimlerde hayat bulması sağlanacak. Projenin amacı Her insanın hayali o insanın yaşamını ve özlemlerini, beklentilerini ve umut ettiği her şeyin beyaz kâğıda kalem ile yansımasının vereceği heyecanı ortaya çıkarmak. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Prof. Dr. Işıl Barlan Konferans salonu alanında sergilenmeye başlanan resimler Hastane Başhekimi Prof. Dr. İsmail Cinel’de açılışa katılarak çocukların çizmiş olduğu resimleri inceledi.

Çocukların hayalleri çok önemli
Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmail Cinel, “Benim hayalim her birey gibi sağlıklı olabilmek demiş ve elinden geldiği kadar bir akciğerleri resme dökmüş hayaller çok önemli. Hayallerini kaybetmeyen çocuklarla dolu bir Türkiye hayalimiz var. Bu nedenle bu etkinliği gerçekleştirdik, çok mutluyuz. Çocuklar da çok mutlu, biz de çok mutluyuz. Özellikle pediatri için söyleyebilirim, yan dal açısından on iki tane yan dalıyla Türkiye’nin en kapsamlı ve en gelişmiş hastanesi her çeşit kanserden endokrin bozukluğa kadar böbrek hastalıklarından, kalp rahatsızlıklarına kadar. Alerjiden immünolojik bozukluklara kadar her çeşit hastamız mevcut” şeklinde konuştu.

Hayallerini resme aktarıyorlar
İletişim ve Tanıtım Birimi sorumlusu Perihan Arslan, “Berat’ta bizde tedavi gören çocuklarımızdan bir beyin ameliyatı geçirdi. Şimdi sağlıklı ve çok iyi tedavisi devam ediyor. Berat’la diğer rahatsız olan arkadaşlarının kendisi gibi ameliyat olup sağlıklı olup oyun oynamasını diliyor kendisi resminde de oynayan çocukları resmederek oynamayan çocuklar için bir haksızlık olduğunu, iyileşip hepsinin oynaması gerektiğini anlatmaya çalışıyor” dedi.

Hayallerimi resimde anlatmak istedim
Tedavi gören hastalardan Berat Çandır, “Çocuklar spor yapıyor, bunları az susturmuşlar yani burada bir şeye haksızlık olmuş gibi, onlar aslında her çocuk oynamak zorunda. Normalde burada diğerleri oynarken bunları susturmuşlar Onların da konuşma hakkının oluğunu anlatmak istedim” dedi.

Kayseri’de mutantlı virüs alarmı! Vaka sayıları arttı uzman Doktor Abdullah Gür uyardı

Kayseri Şehir Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzman Doktor Abdullah Gür, “Süreç maalesef hala devam ediyor. Üçüncü bir yoğunluğa doğru gidiyoruz. Şu anda tüm dünyada olduğu gibi Sağlık Bakanlığı’mızın aşı konusunda çok büyük çalışmaları var. Aşı konusunun üzerinde çok duruyorlar. Bunun yanında hem varyasyonların olması hem de çeşitli virüs mutasyon virüslerinin olması nedeni ile vaka sayımız tekrardan artmaya başladı. Bizler daha önceki yaptığımız gibi Şehir Hastanesi çalışanları olarak ve tüm sağlık çalışanları olarak, bundan önce nasıl özverili bir şekilde çalıştıysak yine elimizden gelenin daha fazlasını ve halkımız için ne gerekiyorsa bunları yapmaya devam edeceğiz. Biz sağlık çalışanları olarak üzerimize düşenin hepsini eksiksiz yapacağız. Burada birçok sağlık çalışanı arkadaşımız kendi canından vazgeçti. Hastalarımızın ihtiyaç duyduğu anda kendi can güvenliğini bir kenara bırakarak, hastalara hizmet verebilmek ve hastaların hayatını kurtarabilme adına fedakarca davranışlarda, müdahalelerde bulundular. Biz bunu bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Süreç neyi gösterecek biz bunu tam olarak bilmiyoruz” diyen Gür, “Şu an tekrardan bir yoğunlaşma aşamasındayız. Bu konu ile ilgili biz Kayseri Şehir Hastanesi olarak yoğun bakımlar açısında, servisler açısından, poliklinikler açısından hiçbir vatandaşımızı mağdur etmeyecek şekilde planlarımızı yaptık. Planlarımız hazır. Bu konu ile alakalı ne gerekiyorsa çalışmalarımızı yaptık. Bundan sonraki süreçte de, bundan önceki süreç gibi özverili olarak çalışmaya devam edeceğiz. Pandemi sürecinde Türkiye’nin sağlık personeli, doktoruyla, hemşiresiyle ve diğer çok kıymetli sağlık alanındaki personelleri ile ne kadar özverili olduğunu, ne kadar fedakar olduğunu, günü geldiği zaman halkına kendi canından vazgeçerek nasıl halkına sahip çıkabileceğini çok güzel bir şekilde gösterdi. Biz bu konuda dünyaya da güzel bir örnek olduk. Bunun için bütün sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Bu konu ile ilgili olarak bizim bu hizmetleri yerine getirmemizde bize eksiksiz desteklerini veren başta Sağlık Bakanımız olmak üzere, sağlık camiasının tüm yöneticilerine, tüm bireylerine, tüm çalışanlarına teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Sultan Abdülhamid’in torunu, Cumhurbaşkanı’na teşekkür mektubu yazdı

Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta Sultan Abdülhamid’in 4. kuşak torunu Emel Adra, 14 Ağustos’ta koronavirüse yakalandı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Adra’nın Beyrut’ta bir hastanede tedavi gördüğünü öğrenmesiyle Türkiye devreye girdi. Çavuşoğlu, Beyrut’un Türkiye Büyükelçisi Hakan Çakıl’ı arayarak tedavi için gerekenin yapılması konusunda talimat verdi.

Türkiye devreye girdi

Dışişleri Bakan Yardımcısı Selim Kıran, Büyükelçi Çakıl ve büyükelçilik çalışanları Emel Adra’nın tedavi sürecini yakından takip ederek, gereken her türlü desteği verdi. Doktorların Adra’nın tedavi sürecine yoğun bakımda devam etmesi gerektiğini söylemesi üzerine, Türkiye müdahil oldu. Adra hastalığının ilk günlerinde tedavi gördüğü hastaneden, Beyrut Amerikan Hastanesi’ne sevk edildi.

Hürriyet’in haberine göre Adra’nın tedavisini dakika dakika takip eden Bakan Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da konuyu bildirdi. Emel Adra, çoğunluğu yoğun bakımda olmak üzere, 3 hafta hastanede tedavi gördükten sonra taburcu oldu.

İyileşince Erdoğan’a teşekkür mektubu yazdı

Emel Adra tedavi sürecinde sağ elinde his kaybı da yaşadı. Elindeki his kaybı geçer geçmez Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mektup yazan Adra, şu ifadeleri kullandı: COVID-19’a yakalandıktan sonra Beyrut Amerikan Hastanesi’nde büyük çoğunluğu yoğun bakım olmak üzere 14 Ağustos-13 Eylül 2020 tarihleri arasında tedavi gördüm. Bu süre zarfında göstermiş olduğunuz destekleriniz için minnettarım. Uzak diyarlarda olmamıza rağmen şahsınızla, devletinizin alakasını burada hissetmek bizim için onur verici. 

Başta aileniz olmak üzere, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na, Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran’a, Beyrut Büyükelçisi Hakan Çakıl’a, Konsolos Didem Büyükarslan’a ve Büyükelçi sekreteri Joyce Haddad hanımefendiye yakın ilgi ve destekleri için şükranlarımı sunarım. Sevgili Peygamberimizin buyurduğu gibi, ‘İnsana şükretmeyen, Allah’a edemez.’ Mektubu kendi el yazımla yazmak istiyordum, fakat hastaneden çıktığımda bir müddet sağ elimi kullanamadım. Bu yüzden bu mektubu tehirli (gecikmeli) olarak yazıyorum.

Bilim insanı uyardı! Yol kenarında büyük tehlike

Özellikle pandemi dönemiyle insanlar balkonlarında ve kent içerisindeki evlerinin bahçelerinde organik düşüncesiyle küçük çaplı üretimler yapmaya başladı. Birçok şehirde kent bostanı adı altında otoyol kenarlarında sebze- meyve yetiştirildiğini belirten ÇÜ Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Sertaç Özer, bunların çevresel faktörler nedeniyle gıda kaynaklı riskler taşıdığının altını çizdi. Organik ile doğal ürünün birbirinden farklı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Özer, ev yapımı, köy ürünü ve doğal adı altında satılan ürünlere dikkat edilmesi gerektiğini kaydetti.

‘Hangi ürünler organik ya da doğaldır’
Prof. Dr. Mehmet Sertaç Özer, organik ve doğal ürünlerin arasındaki ayrımını şöyle anlattı: “Organik gıdalar, sürdürülebilir biçimde, çevre ve insan sağlığına zarar vermeden, toprak verimliliği, bitki- hayvan refahı ve gıda güvenliğini esas alan, hasat, depolama, üretim, işleme ve tüketim aşamalarının kontrollü ve kayıtlı olduğu, sertifikalı ve güvenilirliği kanıta dayalı ürünlerdir. Bunlar gıda kaynaklı riskleri barındırmaz ve doğaldır. Ama doğal gıdalar organik midir? Tarım Bakanlığı tarafından yetkilendirilen kuruluşların toprakta, atmosferde, gübrelemede, sulamada ve çevresel bütün girdilerdeki kontrolü sonucunda, bir ürüne organik sertifikası verilebiliyor. Ama doğal ürünlerde herhangi bir şekilde kontrol yok, kim tarafından ne zaman ne şekilde üretildiği de belli değil. Üreticisinin gıda sicil, sertifika, kayıt ve benzeri bir kavramı da yok. Dolayısıyla pazarlarda, çarşılarda, yol kenarlarında satılan ve kontrol etiketi, Tarım Bakanlığı’nın logosu olmayan, ‘doğal’ adı altında üretilen- satılan hiçbir gıdaya güvenmiyorum. Gıda kaynaklı risklerin pek çoğunu doğal gıdalar bünyelerinde barındırabilir. Örneğin mikrobiyolojik, toksikolojik riskleri olabilir.”

‘Yol kenarındaki tarımsal ürüne dikkat’
Kent bahçeciliği, balkon tarımı ya da ev önlerindeki küçük alanlarda yapılan bahçe tarımının da ‘doğal’ olarak düşünüldüğünü, ancak çevresel faktörlerle çeşitli riskler taşıdığının altını çizen Prof. Dr. Özer, şunları söyledi:

“Özellikle yol kenarlarında üretilen ve satılan ürünler egzoz dumanına bağlı olarak ya da bilinçsizce gübre ve pestisitlerin de kullanımıyla ciddi gıda riskleri taşıyabilir. Adana’da kentin hemen içinde, oturduğumuz yerlerde, otoban ve otoyol kenarında buna benzer birçok üretim modellemesi görebiliyoruz. Buralarda hava ne kadar temiz? Adana kent bostanının bulunduğu yerin çevresinde 26 tane yüzme havuzlu site var. Acaba buradan çıkan atık sular nereye gidiyor? Ayrıca o civarın yer altı suyu hiç de temiz değil. Yer altı sularının kirletici özelliği var. İkincisi otoyol kenarları egzoz emisyonlarının çok yüksek olduğu noktalar. Özellikle kurşun, kadmiyum, cıva gibi bileşenlerin çok yüksek olduğu yerler. Burada yapılan tarım hiç de masum olamaz. Doğal olanı iyi kabul edip, sürekli bunları tüketmeye yönelmek kanımca hiç de doğru bir yaklaşım değil. Bu tür üretimler sadık bir çevreci olarak söylüyorum, kesinlikle tasvip edilebilecek bir üretim modeli değildir.” 

‘Ev tipi üretim, sağlıklı demek değildir’
Evlerdeki gıda üretimine de çok dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Özer, “Evde yaptığımız bütün gıdasal üretimler illaki sağlıklı demek değildir. Güney illerinin pek çoğunda evlerde yapılan domates konserveleri, uygun şartlarda üretilmediği takdirde ‘clostridium botulinum’ dediğimiz mikroorganizmaların yol açtığı ölüm vakaları duyduk. Özellikle sebze konservelerinde uygun asitlik ayarlanmadığı takdirde bunların bir kısmı zehir saçabilir. Biz bunların yerine tercihen cam ambalajlarda ve otoklavlanarak üretilmiş endüstriyel konserveleri tercih ediyoruz. Bir diğer örnek de şalgam. Adana’da bizim çokça tükettiğimiz milli içeceğimiz. Şalgam çok lezzetli, probiyotik etkileri bulunan, fenolik ve antioksidanlarca zengin, havucu lif kaynağı olan harika bir ürün. Ancak şalgamcıların önemli bir kısmı yol kenarında ‘organik’, ‘el yapımı’, ‘anne eli değmiş’ adı altında kontrolden tamamen uzak, ne tip ortamda üretildiği belli olmayan, hatta asfaltın hemen kenarında satışı yapılan pek çok şalgamcı ile karşı karşıya gelmemiz mümkün. O şalgam hiçbir şey yoksa o asfaltın tozunu yutuyor. Yine cıva, kadmiyum, kurşun gibi ağır metaller içerme ihtimali yüksek. Bir de bunlar çok da uygun olmayan pet ambalajlara konuluyor. Bu durumda yüksek asitli bir gıda olan şalgama geçebilecek istenmeyen birtakım bileşenler olabiliyor” diye konuştu.

Yerli aşı çalışmasında son durum Doç. Dr. Zafer Sezer’den önemli açıklama

ERÜ bünyesindeki Aşı Araştırma ve Geliştirme Merkezi (ERAGEM) ile İyi Klinik Uygulama ve Araştırma Merkezi (İKUM) tarafından koronavirüse karşı geliştirilen ve Sağlık Bakanlığı ile Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından desteklenen Covid-19 yerli aşısının Faz-1 çalışması, 44 gönüllü üzerinde yapıldı ve 14 Aralık itibarıyla tamamlandı. İnaktif aşının Faz 2 çalışmaları ise şubat ayında başladı. Faz 2 kapsamında aşının ilk dozu bugüne kadar 200’ün üzerinde kişiye uygulandı. Aşının Faz 2 ikinci doz aşılamaları da devam ediyor. İKUM Müdürü Doç. Dr. Zafer Sezer, yapılan çalışmalarla ilgili olarak, “Faz 1 çalışması tamamlandıktan sonra Faz 2 çalışmalarına başladık. Güvenlik verileri yeterli olduktan sonra Faz 2 aşamasını etkinlik açısından değerlendireceğiz. 250 kişi üzerinde çalışma yapılacak. Çalışmalarımız oldukça iyi gidiyor. İlk doz aşılama bitti, ikinci doz aşılama yapılıyor. Faz 2 çalışmasının bitirilip Faz 3 çalışmasına geçilmesi için değerlendirme çalışması yapılacak. Çalışmalarımızın şu ana kadar olan kısmına baktığımızda son derece umutluyuz” dedi.

‘YERLİ AŞI ADAYINDA CİDDİ YAN ETKİ YOK’

Gönüllü kişilere yapılan aşılarda ciddi yan etki görülmediğini söyleyen Doç. Dr. Sezer, “Aşılarda rastladığımız etkiler diğer aşılarda karşılaştığımız yan etkilerden farklı değil. Benzer şekilde halsizlik, baş ağrısı bilinen yan etkiler oluyor. Aşıyla ilgili ciddi bir yan etki ile karşılaşmadık. İnaktif aşı olduğu için diğer aşılarla kıyaslandığında son derece güvenli bir aşı. Uzun yıllar üretilen ve kullanılan aşı tekniği ile üretilmiştir. Bizim en çok karşılaşacağımız aşı yapılan lokal bölgede aşıya bağlı ağrıya rastladık. Bu da kısa vadeli bir ağrı oldu. Oldukça güvenli bir aşıdır. En kısa zamanda 250 kişinin aşılanmasının tamamlanacağını umuyoruz” diye konuştu.

’30 KİŞİNİN ÜZERİNDE EKİBİMİZ VAR’

Aşıların alarm odalarda 2-8 derece arasındaki dolaplarda muhafaza edildiğini söyleyen Sezer, şunları kaydetti:

“Uluslararası İyi Klinik Uygulama Standartlarına göre çalışmalarımızı yürütüyoruz. Aşı dışında eş zamanlı ilaç çalışmaları devam ediyor. Bu anlamda 7-24 ilaçların saklandığı alarm sistemli odamız var. 2-8 derece dolaplarda saklanıyor. Kliniğimiz 1999 yılında kurulmuş bir kliniktir. 20 yılın üstünde çok fazla klinik araştırması yapıldığından dolayı oldukça deneyli bir ekibimiz var. Sürekli olarak ekibimiz eğitim alıyor. Uluslararası denetimlerden geçmiş bir kliniğiz. Üniversitemizin, Tıp Fakültemizin oldukça büyük destekleri var. Oradan da doktor arkadaşlarımız bu çalışmada yer alıyor. 30 kişinin üzerinde kemik bir ekibimiz var. Bunlarında çok büyük emekleri var. Çalışmalarımızı en kısa zamanda tamamlayıp insanlarımız için faydalı olacak diye ümit ediyorum.”

Sezer, yerli aşı çalışmasına gönüllülerin yoğun ilgi gösterdiğini söyleyerek, “Türkiye’nin her yerinden çok fazla sayıda başvuru aldık. Şehir dışından gönüllü takibi zor olacağı için kısıtlı tuttuk. Kayseri’deki vatandaşlarımız oldukça fazla destek oldu” ifadesini kullandı.

Türk mucit Uğur Şahin: Koronavirüs en kötüsü değil

Koronavirüsü salgını etkisini tüm hızıyla sürdürürken, dünya genelinde can almaya devam ediyor. Worldometers’ın verilerine göre toplam vaka sayısı 119.6 milyon, toplam can kaybı ise 2.6 milyona ulaştı.

Pfizer ile yaptığı ortaklık ile koronavirüs aşısı geliştiren BioNTech’in kurucularından Prof. Dr. Uğur Şahin, ABD merkezli Bloomberg’e açıklamalarda bulundu.

Aşıların eşit dağıtımı ve üretim kapasiteleri dünya kamuoyunda sıkça tartışılırken, Şahin de bu duruma değindi. Dünya Sağlık Örgütü’nün 1 yıl önce pandemi ilan ettiği koronavirüsün dünyayı gelecekteki durumlara karşı hazırladığını savundu.

‘3 ay içinde aşılamalıyız’
Koronavirüsün en kötü salgın olmadığını belirten Prof. Dr. Şahin, gelecekteki pandemilerin çok daha yıkıcı olabileceğini, hazır olmanın bu noktadaki en kritik konu olduğunu vurguladı. Dünyanın hala aşı dozlarına ulaşmayı beklediğini söyleyen Şahin, “Kovid-19 akla gelebilecek en kötü salgın değil. Aslında, gelecekteki salgınlar daha yıkıcı olabilir. İlaç üreticileri ve hükümetlerin amacı, aşı geliştirildikten sonra tüm dünyayı üç ay içinde aşılayabilecek bir üretim kapasitesine ulaşmak olmalıdır” dedi.

‘Yeterli kapasite yoktu’
Prof. Dr. Şahin, “Dünya üzerindeki nüfusa yetecek kadar doz üretecek kapasiteye sahip değildik. Bunun değişmesi gerekiyor. Yalnızca hızlıca aşı geliştirmek için değil, yeterli aşı üretmek için de hazır olmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Gerek üretim kapasitesinde yaşadığı sıkıntılar, gerek yan etkilerle ilgili endişeler nedeniyle AstraZeneca aşısı Avrupa’daki teslimatlar konusunda geriye düştü. Bu noktada Pfizer-BioNTech aşısı bir kez daha ön plana çıktı. Pfizer-BioNTech’in yılın ikinci çeyreğinde AB’de 400 milyon doz aşıda pay sahibi olması bekleniyor.

2022’de hedef 3 milyar doz
Avrupa nüfusunun yüzde 7’si, ABD nüfusunun ise yüzde 19’u en az 1 doz aşı olmuş durumda. Şahin, aşı üreticilerinin gelecek yıl tüm dünyaya yetecek dozu sağlayacağını düşünüyor. Pfizer-BioNTech’in 2022 için koyduğu yıllık hedef 3 milyar doz olarak öne çıkıyor. Ortaklıklara açık olduğunu belirten Şahin, “Ancak sadece onlara bağlı kalamayız” diye konuştu.

Koronavirüs aşısı AB’yi karıştırdı! Adil dağıtım istediler

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin bazıları, AB’nin satın aldığı yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı geliştirilen aşıların üyelere “adil dağıtımı” konusunda zirve toplantısı çağrısı yaptı.

Avusturya, Çekya, Bulgaristan, Slovenya ve Letonya liderleri, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile AB Konseyi Başkanı haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber
haber Charles Michel’e mektup göndererek aşı dağıtımı konusunda toplantı talep etti. 

Avusturya medyasının yayımladığı mektupta 5 ülkenin liderleri, aşıların ülke nüfuslarına orantılı şekilde dağıtılmasını istedi.

AB Konseyi ve AB Komisyonu, dün aşıların adil dağıtılmadığını savunan Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’un mektup gönderdiklerini bugün sosyal medyadan da duyurmasının ardından konuyla ilgili açıklamada bulundu.

AB Konseyi’nden bir yetkili, mektubu aldıklarını, 25-26 Mart’ta düzenlenecek AB Liderler Zirvesi’nde ele alınacak konular arasında zaten Kovid-19 salgınının bulunduğunu bildirdi.

AB Komisyonu: En adili nüfusa orantılı dağıtım

AB Komisyonu ise üye ülkelere aşı dağıtımın nasıl yapıldığına açıklık getirmek için açıklama yayımladı. Komisyon’un üye ülkeler adına aşı üreten ilaç firmalarından toplu alım yaptığı hatırlatılan açıklamada, en adil yöntemin nüfusa orantılı şekilde dağıtım olacağı, AB Komisyonu’nun da bunu teklif ettiği belirtildi.

Ancak AB ülkelerinin salgının durumu ve her ülkenin aşılama ihtiyacını göz önünde bulundurarak farklı bir dağıtıma izin veren “esneklik” yöntemi ekledikleri ve Komisyon’un önerisinden “ayrıldıkları” vurgulandı.

Açıklamada, “Bu sistemde bir AB üyesi nüfusuyla orantılı belirlenmiş istihkakı almamaya karar verirse bu dozlar isteyen diğer üyeler arasında dağıtılıyor.” bilgisi paylaşıldı.

Komisyon’un açıklamasında, tekrar nüfusa orantılı dağıtıma geçilmesinin AB ülkelerinin kararına bağlı olduğu vurgulandı.

En yüksek aşılama oranı Malta’da, en düşük Bulgaristan’da

Avusturya Başbakanı Kurz, Kovid-19 aşılarının AB ülkelerinde nüfusa göre dağıtılması prensibinin uygulanmadığını, bu durumun ülkeler arasında adaletsiz dağıtıma yol açtığını söylemişti.

Kurz, örneğin Danimarka ve Malta’da daha fazla aşılama yapılırken Bulgaristan ve Letonya’da daha az yapıldığını savunmuştu.

8 ila 12 Mart arasındaki verilere göre, AB içinde şu anda en yüksek aşılama oranı yüzde 25 ile Malta’da bulunuyor. Malta’nın ardından yüzde 17 ile Çin’den de aşı alan Macaristan geliyor.

Danimarka’da yüzde 14 olan aşılama oranı diğer birçok AB ülkesinde yüzde 11 ile yüzde 12 civarında seyrediyor. 

En düşük aşılama oranları ise yüzde 4,8 ile Bulgaristan, yüzde 5 ile Letonya ve yüzde 6,4 ile Hırvatistan’da görülüyor. Avusturya’da ise nüfusun yüzde 10,3’ü aşılanmış durumda.